“Dolgu Yüzü Sarkıtır” Doğru mu? Bir Mitin Bilimsel Cevabı

Dolgu yüzü sarkıtır mı, kalıcı hasar bırakır mı? Dr. Sinan Akyürek bu yaygın mitin arkasındaki gerçeği ve doğru planlamanın önemini anlatıyor.

Dr. Sinan Akyürek Klinik — yüz analizi ve dengeli dolgu planlaması

“Dolgu yaptırmak istiyorum ama yüzüm sarkar diye korkuyorum.” Bu cümleyi muayenede çok sık duyuyorum. Kimi annesinden duymuş, kimi bir arkadaşından. Kimi de sosyal medyada gördüğü o şişkin, ağırlaşmış yüzlerden çekiniyor. Haksız da sayılmazlar, o yüzleri ben de görüyorum.

Peki dolgu gerçekten yüzü sarkıtır mı? Doğru yere, doğru miktarda yapılan dolgu sarkıtmaz. Hatta biz dolguyu çoğu zaman sarkmış bir yeri toparlamak için kullanıyoruz. Ama yanlış yere ya da üst üste yapılan dolgu bazı bölgelerde sarkmayı artırabilir. İkisini de anlatayım.

Önce yüz neden sarkıyor?

Yüzü katman katman düşünün. En altta kemik var. Onun üstünde yağ tabakası, arada kaslar, onun üstünde yüzeysel bir yağ tabakası daha ve en üstte deri. Bu katmanların arasında da derimizi kemiğe bağlayan, yüzümüzü adeta askıda tutan bağlar var.

Yaşla beraber bazı yerlerde kemiklerimiz bile inceliyor. Cilt altındaki yağ yastıkları küçülüyor. Yer çekimi de hiç durmuyor; bastırdıkça bunlar yavaş yavaş eziliyor. Biz çoğu zaman farkına bile varmıyoruz. Bir gün aynaya bakıp “yanaklarım düşmüş” diyoruz.

Dolayısıyla sarkma, dolgu yaptırsanız da yaptırmasanız da devam eden bir süreç. Kırk yaşında dolgu yaptıran biri elli yaşında yüzünün değiştiğini görüyorsa, bunun büyük kısmı zamanın işi.

Dolgu burada ne işe yarıyor?

Askıda tutan bağlar gevşeyip altlarındaki destek azalınca yüz aşağı iniyor. Biz o sarkan yapıları yukarı doğru toplayıp altına dolguyu adeta bir takoz gibi yerleştiriyoruz. Takoz yerinde durdukça o yapı bir daha aşağı düşmüyor. Sarkan yeri eskiden olduğu yere geri koymuş oluyorsunuz, hem de şişkinlik ya da garip bir görüntü olmadan.

Tabii bu biraz teknikle alakalı. Her zaman öyle olmuyor. Kötü örneklerini çevrede çokça görüyoruz.

Dolgu ne zaman gerçekten sarkıtır?

İki durum var, ikisini de muayenede sık görüyorum.

Birincisi göz altı. Göz altı çöküklüğünün en sık sebebi yaşla ya da kilo kaybıyla gelen hacim kaybı. Orta yüz aşağı iniyor, yanak düşüyor ve göz altında sarkmış bir hamak, bir salıncak gibi bir yapı ortaya çıkıyor. Şimdi bu hamağın üstüne hemen dolgu koyarsanız ilk gün süper görünür. Ama zaten ağırlığı taşıyamayan bir yapının üstüne bir de dolgunun ağırlığını bindirmiş olursunuz. Zamanla iyice sarkar. Göz altında solucan gibi bir çizgi, grimsi mavi, şiş bir paket görüntüsü çıkar. Bunun olmaması için önce sarkan yapıları eski yerine koymak gerekiyor. Göz altına gerekirse en son, ince bir çalışmayla dokunuyoruz.

İkincisi üst üste yapılan dolgu. Dolgu yaptıran hastaya genelde “bir yıl sonra etkisi azalır” denir. Bu doğru. Çapraz bağlı hyalüronik asit dolgunun yarısının vücuttan gitmesi ortalama bir yıl sürüyor. Yani 2 mililitre yaptırdıysanız vücudunuz bunu bir yılda kabaca 1 mililitreye indiriyor. Bu arada yaşlanma da durmuyor: yer çekimi, güneş, sigara, beslenme. Yüz aşağı inmeye devam ediyor, ilk günkü toparlanmış hali artık görmüyorsunuz ve doktora gidip “etkisi bitti” diyorsunuz.

Ama o dolgunun yarısı hâlâ orada duruyor. Tamamen sindirilip atılması kabaca beş altı yıl sürüyor. Yarısı duran dolgunun üstüne bir daha, bir daha, bir daha yapılırsa yüz ağırlaşmaya başlıyor. İnsanların “sarkma” dediği görüntünün bir kısmı aslında bu birikme.

Bir de “ver Allah’ım ver” dediğim bir yaklaşım var: bol bol dolgu kullanalım, en ufak bir gölge kalmasın. Biz buna aşırı düzeltme diyoruz. Bakkaldan ekmek almışsınız da yarısını çeneye takmışsınız gibi duran çeneler bunun sonucu. Çeneyi yanlardan desteklemeden sadece öne uzatırsanız da bir süre sonra aşağı doğru sarkan bir çene elde edersiniz. Bunların hepsi dolgunun derinliği, tekniği ve miktarıyla ilgili.

Beğenmezseniz geri alınabilir mi?

Hyalüronik asit dolgunun bir enzimi var. Yapıldığı yere enjekte ediliyor ve dolgu çözülüyor. Başka yerde yapılmış, oranı bozmuş dolguları bazen eriterek, bazen eksik kalan yeri destekleyerek düzeltiyoruz. Yani bunlar düzeltilemeyecek şeyler değil.

Yalnız şunu bilin: her dolgu hyalüronik asit değil. Kalsiyum hidroksiapatit içeren karışık ürünlerde enzim yalnız hyalüronik asit kısmını çözüyor. Diğer kısım üç ay geçtikten sonra büyük ölçüde geri alınamıyor. Ne yaptırdığınızı bilmeniz bu yüzden önemli.

Muayenede nasıl karar veriyorum?

Dolgu için gelen hastada önce yüzün bütününe bakıyorum. Sarkma nereden başlamış, hangi katmanda ne kaybedilmiş? Bazen cevap dolgu oluyor, bazen ip, bazen kolajeni artıran uygulamalar, bazen hiçbiri.

Bazen de “bu, istediğiniz sonucu vermez” demem gerekiyor. Hastalar üzülüyor, açıkçası bu beni de üzüyor. Ama yanlış yere yapılmış bir dolgunun sonucunu bir yıl sonra ikimiz birden yaşamaktansa bunu baştan söylemeyi tercih ederim. Hangi yüze hangisinin uygun olduğu da ancak muayenede ortaya çıkıyor.

Kaynaklar ve İleri Okuma

İlgili tedavi: Dolgu — detayları görüntüle

Randevu

Sorularınız için danışın

WhatsApp’tan birkaç dakikada bilgi alın, ücretsiz konsültasyon planlayın.