Neden Dolgu Tek Başına Yeterli Değil?
Dolgu kaybolan hacmi yerine koyar, cilt kalitesini tek başına düzeltmez. Dr. Sinan Akyürek dolguyu yenileyici uygulamalarla ne zaman birleştirdiğini anlatıyor.
Mesleğe yeni başladığım yıllarda estetiğin denklemi basitti. Bir bölge hacim kaybetmişse oraya dolgu koyardık, çizgi varsa doldururduk. Hasta aynaya bakardı, boşluk gitmiş olurdu, herkes memnundu. Zamanla bir şey dikkatimi çekti. Aynı hasta iki yıl sonra geldiğinde doldurduğumuz bölge yine boşalmış oluyordu. Üstelik cildin kendisi o iki yılda biraz daha yorulmuş, biraz daha incelmişti. Dolguyu yeniliyorduk ama alttaki süreç hiç durmuyordu. O noktada kendime sordum. Boşluğu doldururken o boşluğu yaratan süreci de yavaşlatabilir miyiz?
Bugün uyguladığım MCT ve Exo-Tech gibi rejeneratif yöntemler bu sorunun peşinden geldi. Bu yazıda klasik dolgunun neden çoğu zaman tek başına yetmediğini ve doldurmakla dokuyu yeniden kurmak arasındaki farkı anlatacağım.
Dolgu ne yapar, ne yapmaz?
Yanlış anlaşılmasın, dolgunun yeri var ve doğru kullanıldığında çok değerli bir araç. Belirgin bir hacim kaybını hızlıca telafi etmek, bir oranı düzeltmek, dudak ya da elmacık konturunu belirginleştirmek için hyalüronik asit dolgular hâlâ elimizdeki en pratik araçlardan. Hastaya “bugün gelin, bugün farkı görelim” diyebildiğimiz az sayıda yöntemden biri.
Ama dolgu cildin biyolojik yaşını geri almıyor. Kırışıklığın altında incelen dermisi kalınlaştırmıyor, azalan kolajeni geri getirmiyor, donuklaşan cilt tonunu canlandırmıyor. Boşluğu kapatıyor ve bazen tam da istediğimiz bu oluyor. Dokuyu iyileştirmiyor, yaşlanmayı yöneten asıl mekanizmalara da dokunmuyor. Estetik uzun yıllar yalnız doldurmaya indirgendiği için bu taraf eksik kaldı.
Cilt neden yaşlanır?
Doğru tedaviyi seçmek için önce sorunu doğru tanımlamak gerekiyor. Cilt yaşlanması üst üste binen birkaç sürecin toplamı.
Birincisi kolajen ve elastin kaybı. 25 yaşından sonra vücudun kolajen üretimi her yıl yaklaşık %1 azalıyor. Kolajen cildin yapı iskelesi. Azaldıkça cilt inceliyor, sıkılığını kaybediyor, çizgiler belirginleşiyor.
İkincisi hücrelerin yorulması. Kolajeni üreten hücrelere fibroblast diyoruz. Yaşla birlikte bunlar yavaşlıyor. Üretim hattı çalışıyor ama eski hızında çalışmıyor.
Üçüncüsü hacim ve destek kaybı. Yağ yastıkçıkları yer değiştiriyor ve inceliyor, kemik desteği azalıyor. Yüz alttan desteğini kaybediyor.
Dolgu bu üçünden yalnız sonuncusuna dokunuyor, o da geçici olarak. Yapısal ve hücresel yaşlanma olduğu gibi kalıyor. Rejeneratif estetik bu ihmal edilen kısma odaklanıyor.
Doldurmak ile yeniden kurmak arasındaki fark
Bunu anlatırken koltuk döşemecisini örnek veriyorum. Koltuğunuzu döşemeciye verdiğinizde önce iskeletini, sonra süngerlerini elden geçirir, gerekirse süngerleri değiştirir. En son kumaşı yeniler. Döşemeci iskeleti ve süngerleri yenileyip koltuğu eski kumaşıyla geri gönderse koltuk istediğiniz gibi olmaz. Yalnız kumaşı yenileyip altındaki ezik süngerlere dokunmasa da olmaz. Dolgu bu benzetmede iskeletle ve süngerle ilgileniyor. Cildin kendisi, yani kumaş, ayrı bir çalışma istiyor.
Rejeneratif yöntemler cilde dışarıdan bir madde eklemekle yetinmiyor. Cildin kendi onarım mekanizmasını yeniden çalıştırmayı hedefliyor. Fibroblastları uyararak kolajen üretimini canlandırıyor, dokudaki hücreler arası iletişimi tazeliyor. Sonuç daha yavaş geliyor, çünkü yeni yapıyı sizin hücreleriniz üretiyor.
MCT, Exo-Tech ve eksozom
Klinikte en çok güvendiğim rejeneratif araçlar, mümkün olduğunca vücudun kendi malzemesini kullananlar.
Otolog yaklaşımlarda (PRP, PPP, MCT) hammadde sizin kendi kanınız. Kandan ayrıştırılan, büyüme faktörlerinden zengin plazma cilde verildiğinde bir onarım sinyali başlatıyor. Kendi dokunuz olduğu için alerji ya da yabancı madde reaksiyonu riski en aza iniyor. MCT yaklaşımında bu mantığı bir adım ileri taşıyıp dokuya hem mekanik hem biyolojik destek sağlıyoruz.
Eksozomlar ise hücrelerin birbirine gönderdiği küçük mesaj paketleri. İçlerinde büyüme faktörleri ve sinyal molekülleri taşıyorlar. Cildi onaran fibroblastları ben duvar ustalarına benzetiyorum. PRP bu ustalara “hadi bakalım, çalışın” demeye benziyor. Eksozomla ise kırk yıl önceki tekniklerle çalışan ustaya yeni teknikleri öğretiyor, eline daha kaliteli çimento veriyorsunuz.
Eksozomlar tek başlarına narin, enzimlerle hızla parçalanabiliyorlar. Exo-Tech’in yaptığı, bu paketleri koruyup cilde yavaş salınımla ulaştırmak. Böylece etkinin daha güçlü olması ve daha uzun sürmesi hedefleniyor. Bu da eksozom uygulamasını benim için tek seferlik bir takviye olmaktan çıkarıp bir yenilenme protokolünün parçası haline getiriyor.
Bu yöntemleri çoğu zaman birlikte kullanıyorum. Kimi hastada PRP ile başlayıp eksozomla derinleştiriyorum. Kiminde dolguyla hacmi kurup rejeneratif protokolle cilt kalitesini ayrı bir katman olarak çalışıyorum.
Estetiğin ötesinde
Rejeneratif tıbbın beni en çok heyecanlandıran yanı, güzellikle sınırlı kalmaması. Aynı hücresel onarım mantığı saç dökülmesinde kökleri desteklemede, doku onarımında, kronik yaralarda, sedef ve rozasea gibi inflamatuar cilt durumlarında destekleyici rol oynayabiliyor. Bunlar klinik pratikten gözlemler ve her biri hastaya göre ayrıca değerlendiriliyor.
Sizin için hangisi doğru?
Buraya kadar okuduysanız muhtemelen “bana dolgu mu lazım, rejeneratif protokol mü?” diye düşünüyorsunuz. Dürüst cevabım, çoğu zaman ikisinin doğru oranda birleşimi. Belirgin bir hacim kaybınız varsa dolgu o işi hızlı yapıyor. Cildinizin kalitesini, sıkılığını ve uzun vadeli sağlığını düşünüyorsanız rejeneratif yaklaşım olmadan resim eksik kalıyor. Bunu ancak yüzünüzü görüp, beklentinizi dinleyip, sağlık geçmişinizi değerlendirerek söyleyebilirim. Bazı hastalara “sizin durumunuzda şimdilik bir şey gerekmiyor” dediğim de oluyor.